DÜNYAHABERLERİran

İslam inkılabı, İslami direnişe destek ve istikbar karşıtlığı

Yüce Allah kendisine güvenerek zalimler ve müstekbirlere karşı direnenlere Fussilet suresinin 30. Ayetinde şöyle bir vaadde bulunuyor: Muhakkak ki: “Rabbimiz Allah’tır.” deyip, sonra (da) istikamet üzere olanlara (Allah’a yönelip dîni ikame edenlere) melekler inerler: “Korkmayın ve mahzun olmayın. Ve vaadolunduğunuz cennetle sevinin!” (derler).

İran’ın Müslüman milletini 1979 yılında zafere erdiren hareket, İslam’ın değerli ve yüce öğretilerine dayalıydı. İnsanlar İran İslam cumhuriyeti kurucusu İmam Humeyni’nin –ra- öğretileri sayesinde bu büyük ilahi dinin yüce tealimini izlemenin, dünya ve ahirette saadete ulaşmak için en iyi ve uygun yol olduğunu kavramışlardı. Bu ülkülerden biri, istikbara karşı direnmek ve ya başka bir ifade ile “istikbar karşıtlığıdır”. Aslında istikbar karşıtlığı İslam’ın başkalarına her türlü zulmetme veya zulmü kabul etmeye karşı muhalefet özelliğinden kaynaklanıyor. Aslında İslam bir yandan başkalarına saldırıya muhalefet ederken, insanlara zulme boyun eğmemeyi ve onunla mücadele etmeyi tavsiye ediyor. İmam Humeyni –ra- bu konuda şöyle buyuruyor: Bizim programımız şudur, ne başkalarına zulüm edelim ne de zulmü kabul edelim… ne başkalarına zulmediyoruz ve ne başkalarının zulmüne boyun eğiyoruz.

İslam başkalarına her türlü zulmetmeyi kabul etmezken muhakkak ki istikbarı da kabul etmez, üstelik kınamaktadır. Zira istikbar,  kibir yüzünden Hakkı kabul etmemek ve zulüm anlamındadır. Bu kelime Kur’an-ı Kerim’de defalarca zikredilen ve böylece İslam inkılabı kültürüne giriş yapan bir kelimedir. İlk müstekbir Allah Tealanın hz. Adem’e secde etme emrine kibri yüzünden karşı gelen Şeytan’dır. Kur’an-ı Kerim ayrıca Kar’un,  Firavun ve Firavun’un veziri Haman gibi kişileri, diğer bazı isyancı kavimleri de müstekbir olarak tanıtıyor. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de defalarca müstekbirlerden nefret ettiğini belirtiyor. Nitekim Araf suresinin 146. Ayetinde şöyle buyuruyor: Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.
Yine birçok ayette müstekbirleri cehennemde acı bir ceza’nın beklediğini belirtiyor.
İran İslam inkılabı böyle bir düşünceye dayanarak zalimler ve müstekbirler ile mücadeleye başladı ve bu sebepten dolayı her zaman onların öfkesine maruz kaldı. İran İslam Cumhuriyeti Anayasası 154.  maddesinde saadet, bağımsızlık, özgürlük, hak ve adaletin tüm dünya insanlarının hakkı olduğu belirtilirken şöyle yazılıyor: ( İran İslam Cumhuriyeti)  diğer milletlerin işlerine her türlü müdahaleden tamamen sakınmanın yanısıra mustazafların  dünyanın her  yerinde müstekbirlere  karşı haktalep mücadelesini destekliyor.
Günümüzde istikbarın en bariz örneği sultacı ve sömürgeci Amerika’dır. İslam inkılabı rehberi Ayetullah Seyid Ali Hamenei bu bağlamda kapsamlı ve delillere dayalı birçok açıklaması vardır. Nitekim bir konuşmasında söyle demiştir:  İstikbar eskiden de vardı, günümüze kadar da devam etmiştir.  Tüm dönemlerde istikbarın kemik yapısı aynıdır,  tabii ki yöntemleri ve özellikleri her dönemde farklıdır. Günümüzde de istikbar düzeni vardır,  dünyada istikbarın doruğu Amerika’dır.

İran İslam inkılabının istikbar karşıtlığı ülküsü de İslami tealime dayalıdır,  bu yüzden batının tüm  yoğun karalama  kampanyalarına rağmen,  kısa bir sürede Müslüman ve hatta Müslüman olmayan milletler arasında kendine yer edindi.  İmam Humeyni’nin-ra-  aydınlatıcı açıklamaları ve daha sonra İmamın salih halefi Ayetullah Hamenei’nin beyanatı, bu insanları, özellikle Batı Asya bölgesinde Amerika istikbarına karşı mücadelede motive olmalarına sebep oldu. Böylece Filistin’de, Lübnan’da, Irak’ta, Yemen’de, Bahreyn ve diğer birçok ülkede direniş çekirdeklerinin şekillenmesine ve Amerika  ve çirkef müttefiki siyonist rejimin sulta ve  yağmalamalarına karşı mücadele etmelerine sebep oldu.

Filistin’de oluşan Hamas ve Filistin İslami cihad hareketi gibi gruplar, Siyonist rejime karşı direniş ve mücadeleyi, topraklarının tek kurtuluş yolu olarak biliyorlar. Filistin kurtuluş Örgütü’nün Siyonist rejim ile başarısız uzlaşma tecrübesi, Siyonistlerin kendi taahhütlerine asla bağlı olmadıklarını ve sadece Filistin ve Kudüs’ü tamamen işgal etmeyi düşündüklerini gösteriyor. Hali hazırda da Beyt-ül Mukaddes ve Filistin’in geriye kalan bölgelerini tamamen işgal etmeyi düşünürken şimdiye kadar bir çok Filistin’liyi şehit etmiş, tutuklamış veya avare etmiştir.
Bu şartlarda Filistin halkı şimdiye kadar Siyonist rejimin saldırılarına karşı birkaç intifada başlatmıştır ve İslami direniş grupları da Siyonist saldırganlara karşı mücadele yolunu seçmiştir; İran İslam cumhuriyeti de kendi insani ve İslami görevi uyarınca onlara destek veriyor. Nitekim Hamas lideri İsmail Heniye bir süre önce İslam inkılabı rehberi Ayetullah Seyid Ali Hamenei’ye yazdığı mektupta rehber ve İslam cumhuriyetinin Filistinlilere verdiği destekten dolayı teşekkür etti.

Günümüzde Lübnan Hizbullah hareketi Siyonist rejim için bir kabusa dönüşürken, onlar ve Amerika’nın bölgedeki sultacı ve yayılmacı siyasetlerinin ilerlemesi için bir engele dönüşmüştür. Lübnan Hizbullah partisi 1981 yılında İslam inkılabının zulüm karşıtlığı düşüncelerinden ilham alarak kurulurken, uzun süreli direniş ve mücadele ile Siyonist rejimin donanımlı ve modern ordusunu 2000 yılında güney Lübnan’dan geri çekilmesini sağlayabildi. 2006 yılında da 33 günlük savaşta yine Siyonist askerler Lübnan Hizbullah’ından daha ağır bir yenilgiyi tattılar. Hali hazırda İran İslam cumhuriyetinn maddi ve manevi destekleri altında olan Lübnan Hizbullah hareketi, bölgede zulüm altında olan diğer milletlere bir örneğe dönüşmüşken üstelik Lübnan ve hatta ülke dışındaki gelişmelerde seçkin role sahiptir. Bu parti savaşçılarının Suriye’de Amerika ve Arabistan’ın desteğindeki tekfirci teröristlerle mücadeleye katılmaları, İslami direniş cephesi üyelerinin etkili etkinliğinin bir örneğidir.
Irak’ta da, İran İslam inkılabının istikbar karşıtlığı ülkülerinin etkisi altında bazı gruplar ve kişiler sömürü ve istibdada karşı mücadeleye başladılar. Bu şahsiyetlerin en bilinenlerinden biri İmam Muhammed Bagır Sadr ve kız kardeşi Bent el-Huda idi; her ikisi de diktatör Saddam’a karşı mücadele ve muhalefetleri nedeni ile şehit edildiler. Irak İslami yüksek meclisi de aynı doğrultuda Saddam rejimi ile mücadeleye kalkıştı ve hali hazırda da bu ülkede önemli etkinliği ve rolü vardır. Haşdi Şabi gibi Irak’taki diğer bazı gruplar da İran’ın istikbar ve terörizme karşı mücadele tecrübelerinden yararlanıyorlar.
Bazı gruplar ve milletler İran’a direkt ulaşamamalarına rağmen yine de İslami inkılabının muazzam ülküleri ve hedeflerine hayran kalmışlardır. Bu milletlerden Bahreyn halkına değinebiliriz. Yıllardan beri Amerika ve Arabistan tarafından desteklenen saltanat ve müstebid yönetim tarafından hakları ayaklar altına alınan Müslüman Bahreyn halkı da söz konusu milletlerden biridir. Bahreyn halkının iç ve dış baskılara karşı direnişi, İran halkının dünya sömürgeci güçlerinin komplolarına karşı direnişinin daha küçük boyutu olduğu söylenebilir.

İran İslam inkılabı değerlerini sömürgecilere karşı kendi mücadelelerine örnek alan diğer millet ise Yemen halkıdır. Onlar ve özellikle kuzey bölgelerinde yaşayanlar, yıllardan beri vahabilerin sapkın düşüncelerinin propagandasına maruz kalmalarına rağmen, İslam inkılabının zulüm karşıtı düşüncelerini benimseyerek bu çizgiyi izliyorlar. İşte bu düşüncelerden ilham alarak, yaklaşık 3 yıldan beri, Amerika ve Siyonist rejimin desteğinde olan Suudi Arabistan’ın donanımlı ordusuna karşı direnerek üstelik onlara ağır ve etkili darbeler de indirmiştir. Üstelik Suudi Arabistan ordusu Yemen’i hava, kara ve denizden kuşatarak hatta ilaç ve gıda malzemelerinin girişine de izin vermiyor.

Çeşitli ülkelerde İslami direniş grupları ve akımlarının, İran İslam inkılabını örnek almaları nedeni ile genelde benzer özelliklere sahiptirler. Onlar da İran inkılabı gibi halka dayalıdır ve İslam’ın asil öğretilerini izleyerek onları kendi yol haritaları olarak seçmişlerdir. İslami direniş cephesinin bir diğer önemli özelliği ise zorbacılar ve müstekbirlere karşı direnişidir, işte bu direniş Amerika, İngiltere, Ali Suud ve Siyonist rejim gibi sultacı ve zorba yönetimleri öfkelendirerek acziyete sürüklemiştir.
Fakat Kur’an-ı Kerim öğretilerine göre istikbara karşı savaşanları aydın bir gelecek bekliyor. Yüce Allah O’na dayanarak zalimler ve müstekbirlere karşı direnenlere zafer vaddinde bulunarak şöyle buyuruyor: Muhakkak ki: “Rabbimiz Allah’tır.” deyip, sonra (da) istikamet üzere olanlara (Allah’a yönelip dîni ikame edenlere) melekler inerler: “Korkmayın ve mahzun olmayın. Ve vaadolunduğunuz cennetle sevinin!” (derler).

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı