MAKALE KÖŞESİ

Mustafa Özcan’ın Hayal ,Dünyasından Esintiler

Yazar Mustafa Özcan’ın 23/07/2012 tarihli yeni akit gazetesinedeki köşesinde yazdığı yazıyı sizlere sunuyoruz
‘Direniş rejimi çöküyor’

Suriye’de hatlar netleşiyor. Esed’in gitmesiyle birlikte kamplar tamamen netleşecek ve ‘fustateyn’ hadisinde olduğu gibi nifakı olmayan iman hattı ortaya çıkacak. Saflar tamamen netleşecek ve bu da İslam dünyasının şaşkınlığını ve çift başlılığını ortadan kaldıracaktır. Zihinler bulandıktan sonra durulacaktır. Bu da inşaallah büyük fethin başlangıcını teşkil edecektir. Tarihte olduğu gibi. Önce Fatimi Mısır rejimi çökmüş ve ardından Kudüs geri alınmıştı. Modern Fatimi devleti olan Suriye rejiminin çökmesiyle aynı tarihi süreç bir kez daha ortaya çıkacaktır. Paradigma netleşecektir. Suriye meselesi hem askeri hem de ideolojik olarak gerçekten de zor eşikti. Ortodoks asıllı tarihçi Kemal Salibi’nin daha önce dediği gibi, Suriye, kalplerinden merhametin alındığı bir zümre tarafından yönetilmekte. Halkını ve başkentini bombalamaktan çekinmeyen Karmatilerin modern torunları tarafından sevk ve idare edilmektedir. Şam’ın, Kasiyon dağından toplarla bombalanması da ancak Abdullah ibni Zübeyr’e karşı Haccac-ı Zalim’in Hicaz seferini ve Mekke ve Medine’nin mancınıklarla dövülmesi ve vurulmasını akla getirir. Ama Beşşar, Haccac rejiminin son demlerinde bulunuyor. 1945 yılında Berlin’in ele geçirildikten sonra Rusların yağma yapmaları gibi Haccac da Hicaz’ı ele geçirdikten sonra yağmaya izin vermiş ve çok sayıda kadının ırzına geçilmiştir. Bugün aynı vahşetin bir benzeri Suriye’de yaşanmaktadır. Şam rejimi Arap dünyasının azınlıklara dayalı en korkunç rejimidir. Lakin direniş iddiasıyla akıllara ve gönüllere parazit yapması en büyük avantajlarından birisi olmuştur. Devrimle birlikte bu parazit hali ortadan kalkacaktır. İslami kesimlerden bir çoklarının da bu edebiyat karşısında gönlü çelinmiştir. Bunca kana rağmen halen İran rejimi ve onun Lübnan’daki sözcüsü Hasan Nasrallah kanlı rejimi direnişçi olarak selamlıyor ve Arap halkına da “Yeni devrim rejimlerine asla güvenmeyin, onlar Filistin’i ancak zayi ederler” diyor.

*

İnşaallah Şam rejimi düştüğünde bu efsane de ortadan kalkacaktır. Hasan Nasrallah, Buti ve Muhammed Hasaneyn Heykel ve Tarık Ali gibi devrimlere kara çalıyor. Bunlar mühim değil. Lakin kendi ifadesiyle Hizbullah münhasıran Lübnan topraklarıyla ilgili bir direniş hareketidir (direniş hareketi mi istila hareketi mi o da tartışılır). Mezari-u Seb’a meselesinin Lübnan hükümetinin hükümranlık hakkı olduğunu ve bu bölgeden feragat etmeleri halinde kendilerinin de bu meseleyle ilgilenmeyeceklerini ve Filistin meselesinin ise Filistin halkının meselesi olduğunu ve kendilerinin Filistinlilerin vasisi veya sözcüsü konumunda olmadıklarını söylemektedir (http://www.youtube.com/watch?v=B8Mi7jTjof0&feature=related). Bu gerçeği propaganda düzeyinde de kabul etse mesele kalmayacak. Propagandaya gelince mangada kül bırakmıyorlar. Filistin meselesiyle ilgili olmadıklarını zira o meselenin sahipleri olduğunu söylemesine rağmen kalkmış Arap baharının Filistin’i satacağını öngörmektedir. Belki de Raid Salah gibilerin sözleri kendisine battı ve ağır geldi. (http://www.aawsat.com//leader.asp?section=3&article=687541&issueno=12290). Gelelim ortakları Suriye rejiminin gerçekten de direnişçi bir rejim olup olmadığına. Tarihi bunu ortaya koyuyor. Sözgelimi yine Nuseyri tayfasından olmasına rağmen Salah Cedid ile baba Esed’in saflarının ayrışmasının temel nedeni Filistin davasıdır. Zira Esed hem kendi topraklarını hem de Filistinlileri satmıştır. Golan Tepeleri’ni İsrail’e kaptırmasına mukabil ‘iyi/uyanık çocuk ve İsrail sınırının bekçisi’ olmasının ödülünü toplamıştır. Golan İsrail’e, kendisine de Lübnan verilmiştir. Bunu veren de Kissinger ve Batılılardır. Onu 2005 yılında Lübnan’dan çıkartanlar hiç sokmayabilirlerdi de. Baba Esed 1991 yılında Saddam’a karşı Bush koalisyonuna katılınca Lübnan’daki jandarmalığı uzatılmıştır.

*

Salah Cedid, 1967 yılında Golan Tepeleri bozgununun ve erkenden tabyaların terk edilmesinin hesabını Savunma Bakanı Hafız Esed’den sormak istemiştir. Keza Suriye ve Golan sınırından Filistinli direnişçi ve fedailerin geçişlerine izin verilmesine taraftardır. Baba Esed bunu Suriye sınırlarında yapmadığı gibi ardından Filistinlilere Lübnan’ın güneyini de de yasaklamıştır. 1982 yılında İsrail’in Sabra ve Şatila kamplarını basması karşısına da kılını kıpırdatmamıştır. Mustafa Tlass ve Hafız Esed iki şeye karşı çıkmışlardır. Mısır’la birlik ve Filistinli fedailerin sınır ötesi operasyon yapmaları. Lakin Ahmet Cibril gibi yandaş Filistinliler buldukları gibi direnişçiliklerine inandıracakları İslamcılar bulmakta da zorlanmamışlardır. Nasır da Esed’i ayrılıkçılık nedeniyle Ebu Zabel hapishanesinde 40 gün boyunca hapsetmiştir. Baas’ın başında olan Salah Cedid ise Hafız Esed’in misyon değil iktidar peşinde olduğunu gördükten sonra onu sorguya çekmek isterken silah arkadaşından darbe yemiştir. Esed Filistin meselesini sadece kart olarak kullanmıştır. Lakin Filistinlilere en büyük zulmü de yine kendisi yapmıştır. 1999 yılından itibaren Hamas’ın siyasi bürosuna ev sahipliği yapmış ve Ebu Velid’i (Halit Meşal) ve arkadaşlarını ağırlamıştır. Bu elinde dengeleyici kart bulundurma hevesinden kaynaklanmaktadır. Hizbullah ile ilişkileri ise İran nedeniyle organiktir. İktidarda kalmak için daima zıtlar üzerinde oynamıştır. 1999’a kadar da PKK kartını elinde bulundurmuştur. Şam devrimi ile birlikte Kur’an ifadesiyle ‘kad hashase’l hak’ yani hak hattı ve çizgisi şaibesiz olarak beliriyor ve doğuyor. İran ekseni de Filistin meselesini misyon olarak değil kart olarak ve İslam dünyasının gözüne girmek için sahiplenmiştir. Onunla gözleri boyamış ve gönülleri çelmiştir. 2008-2009 Gazze olayları sırasında İran bir balon uçurmuş ve 100 bin gönüllü/Besiçin Filistinlilerin yardımına geleceğini duyurmuştur. Oysa Nasrallah’ın sözünü teyit eden bir biçimde Hizbullah, Gazze cephesini rahatlatmak için kuzeyden tek bir füze bile göndermemiştir. Kılını kıpırdatmamıştır. Onların füzeleri hasbi değil, muvazaalıdır. Mavi Marmara olayı sonrasında yine Türkiye’nin kazandığı itibara parazit yapmak ve gölgelemek için Gazze’ye birkaç yardım gemisi kaldıracaklarını ilan etmişler ama gerisi gelmemiştir. Sadece zihinler bulandırılmış ve iğfal edilmiştir. Güya İsrail hattındaki direnici Şam rejimi son olarak İsrail kaynaklarının teyidiyle Golan sınırındaki askerlerini çekmiş ve bunları halkına karşı seferber etmiştir. Demek ki gerçek düşmanları İsrail değil, Suriye halkıdır. Öyleyse, Bu rejim direniş rejimi değil, dahili işgal rejimidir.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. özcan bence hastalıklarına derman bulamamışkı ilaç olarak iranı ve hıbullahı kesime siyonıst hastalığıyla saldırıp siyon kustahlığına çanak tutmaktadır her akıbet belli hedeflere kılıtlenmişlere mussallat olur

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı