DÜNYAHABERLERMAKALE KÖŞESİ

Aksa Tufanı Harekatı’nın siyasi bağlamında Türkiye’nin rolü: Sloganla gerçek arasındaki çelişki!

Türkiye’nin İsrail ve Filistin politikası nasıldır?
Türkiye İsrail’e karşı yüksek perdeden kızgın(!) Siyaseti ve Filistin halkını desteklemesi ne derece gerçekçi ve samimi? Dışardan bakıldığında bu durum nasıl görünmektedir ?

Afganistan merkezli bir haber kanalı bu konuyu irdeleyen bir yazı paylaştı. Türkiye’nin Filistin ve İsrail politikalarının değerlendirildiği önemli bir yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.

Mescid-i Aksa Fırtınası Harekatı’nın siyasi bağlamında Türkiye’nin rolü: Sloganla gerçek arasındaki çelişki!

Filistin direnişinin 7 Ekim 2023’te başlattığı Mescid-i Aksa Fırtınası Harekatı, Ortadoğu’nun jeopolitik denklemlerinde bir değişime yol açmasının yanı sıra, “barış” sloganları altında derin stratejik hedeflerini sürdürmeye devam eden bölgesel ve uluslararası aktörlerin gerçek yüzlerini de açığa çıkardı. Bu denklemde Türkiye’nin rolü ayrı bir önem taşıyor; Zira Türkiye bir yandan İslam dünyasının liderliğini iddia ederken, diğer yandan da NATO üyesidir, Batılı güçlerle uzun yıllara dayanan stratejik bağları vardır ve İsrail’in ekonomik, istihbarat ve güvenlik işbirliğinde yakın müttefikidir.

Türkiye: Filistin davasına yönelik duygusal sempati ile gerçek eylem arasındaki uçurum

Mescid-i Aksa Fırtınası Harekatı başladığı anda Türkiye sert tepki göstermiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan harekâtı Filistin halkının meşru direnişi olarak nitelendirmiş ve İsrail politikasını sert bir dille kınamıştır. Ancak Erdoğan’ın yıllardır dış politikasının temel taşı haline gelen bu duruş, büyük ölçüde tekrarlanan bir slogandan ibaretti. Türkiye hükümetinin siyasi hesapları, ekonomik çıkarları ve bölgesel politikaları göz önüne alındığında bu tür açıklamalar ilkeli bir siyasetin göstergesi olmaktan ziyade, dindar kitlelerin duygularını kontrol etme aracı olarak görülebilir.

Türkiye, Hamas’ın siyasi liderlerine sığınma hakkı tanıyarak Filistin direnişine sembolik de olsa destek verse de, İsrail’le derin bağlarını korumuştur. İki ülke arasındaki milyarlarca dolarlık ticaret, önceden var olan istihbarat işbirliği, hatta savunma ekipmanlarının değişimi bile Türkiye’nin İsrail’i söylemin ötesinde tecrit etmek için pratik bir adım atmadığını kanıtlıyor.

Türkiye: İslam dünyasının liderliği iddiası ve stratejik istikrarsızlık

Ankara, Filistin halkına derin bir sempati beslerken, başkentte İsrail Büyükelçisi’ne yönelik hakaretler sürüyor. Bir yandan Türkiye ekonomik pazarının kapıları İsrailli yatırımcılara açılıyor, diğer yandan Filistin’e destek iddiaları ortaya atılıyor. Bütün bunlar Ankara’nın çelişkili ve hesapçı politikasının açık bir resmini ortaya koyuyor.

Türkiye, mevcut durumda İsrail ile ticari ilişkilerini sınırlandırmış olsa da, bu durum ilkel veya köklü bir değişiklik olarak değerlendirilmemektedir. İki ülke arasındaki geçmiş çatışmalar, geçici aksaklıklar ve sınırlılıklar, stratejik işbirliğinin köklü geçmişinin bozulmadan kaldığını ve bu ilişkilerin hiçbir zaman gerçek anlamda kopma noktasına gelmediğini göstermektedir. Türkiye ve İsrail, zaman zaman yaşanan siyasi anlaşmazlıklara rağmen, ulusal, güvenlik ve ekonomik çıkarları temelinde her zaman ortak olmuşlar ve zorluklara rağmen stratejik ilişkilerini ilkesel olarak sürdürmüşlerdir.

Bu gerçeklik, Ankara-Tel Aviv ilişkilerinin derin stratejik hesaplar, karşılıklı çıkarlar ve jeopolitik ihtiyaçlar ekseninde örgütlendiğini göstermektedir; Bu tür ilişkiler, siyasi farklılıklar kisvesi altında bile, hayatta kalma ve nüfuz denkleminin bir parçasıdır. Türkiye’nin bu tür çıkarcı siyasi tutumu, ülkenin siyasi itibarını zedelediği gibi, Ankara’nın tarihi mirası adına ortaya koyduğu İslam dünyasının liderliği iddiasını da sorgulanır hale getiriyor.

Bölgesel düzeyde Hamas, Türkiye’nin siyasi desteğini övse de, Ankara’nın direnişe destek sloganları ile İsrail ile fiili işbirliği arasındaki stratejik çelişki, Türkiye’nin siyasi tutumunu ciddi güven ve inandırıcılık sorunlarıyla karşı karşıya bırakmış, ülkenin bölgesel denklemleri anlama biçimine ilişkin şüphelere ve derin eleştirilere yol açmıştır.

Türkiye’nin hem Filistin davasının fiili destekçisi olması hem de Batı politikalarıyla uyumlu kalması zor görünüyor. İslam milletleri arasında ahlaki liderlik denklemi sadece sloganlarla güçlendirilmez; siyasi duruşlarda istikrar, stratejik kararlar alma cesareti, ilkelere dayalı net ve kararlı bir duruş gerektirir. Liderlik, sadece bölge ülkelerinin ortak çelişkilerini ve gecikmiş politikalarını yansıtan açıklamalar ve duygusal söylemlerle değil, eylem sahasında varlığını kanıtladığında meşruiyet kazanır.

Türkiye’nin yanı sıra bölge ülkelerinin de Mescid-i Aksa Fırtınası Harekatı’yla karşı karşıya kalması, uzun yıllardır süregelen mevzilerin daha da açığa çıkmasına neden oldu. İsrail ile ilişkilerini normalleştirmenin eşiğine gelen Suudi Arabistan, Filistin meselesinde aniden tutumunu askıya alarak temkinli bir tavır takındı. Daha önce İsrail ile ilişkileri yumuşatma sözü veren Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Ürdün ve Mısır, şimdi iç baskılar ve kamuoyunun muhalefetiyle karşı karşıya.

Filistin direnişinin destekçisi olan İran, Hizbullah ve Yemen’deki Husiler gibi bölgesel aktörler üzerinden Hamas’a destek vermeye çalışıyor ancak bu destek, Filistin davasının öz değerlerine içtenlikle hizmet etmekten ziyade, çoğunlukla kendi stratejik hedeflerine (İsrail’in yok edilmesi ve İslam’ın Dünya hakimiyeti) ve ulaşma ve bölgesel nüfuzunu genişletme çerçevesinde tanımlanıyor. Tahran, bölgesel stratejik ajandalarını direniş adı altında ilerletmeye çalışıyor. Aksine, Türkiye ve çoğu Arap ülkesinin tutumları, gerçek siyasi kararlılığın ve pratik eylemlerin stratejik ölçütlerinden açıkça uzak, belirsiz, çıkarcı ve yüzeysel desteklerle sınırlı kalmaya devam ediyor.

Mescid-i Aksa fırtınası, bölge ülkelerinin pek çok politikasının ulusların duygularıyla uyuşmadığını ortaya koydu. Bu çelişki yalnızca siyasal istikrarsızlığa yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda uluslar arasındaki güven uçurumunu da derinleştiriyor.

Türkiye’nin Filistin davasına olan gerçek bağlılığı konusunda ciddi soru işaretleri yaratan temel unsurlardan biri NATO üyeliği ve bu ittifakla olan derin stratejik ilişkisidir. Türkiye NATO’nun aktif bir üyesi olmakla kalmayıp, aynı zamanda bu askeri ittifakın stratejik gündeminin gerçekleştirilmesinde kararlı bir ortak olmaya devam etmiştir. Oysa NATO, siyasi yapısı itibarıyla İsrail’e desteğin temel direği olarak kabul ediliyor ve Filistin direnişine karşı duruşu neredeyse tamamen Amerikan politikalarıyla örtüşüyor. Dolayısıyla Türkiye’nin siyasal duruşu, sloganların ve duygusal ifadelerin ardında geniş, derin siyasal çelişkileri ve çıkarcı hesapları temsil etmektedir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu